,

Belçikalı Psikoterapist Esther Perel’in Madde Madde Anlatımı İle Aldatmalarda ki İnanılmaz Artışın Sebepleri

Günümüzde aldatma olayları eskiye göre inanılmaz derece artmış durumda. İşte bu konu hakkında Belçikalı psikoterapist Perel’in görüşleri.

1. Eskiye göre günümüzde aşka artık daha çok yatırım yapıyoruz.. Sürprizler, hediyeler vs.vs. buna rağmen evli çiftlerin boşanma oranları %50.. Sevgililerin ise ayrılma oranı %65.. teknolojiye bu kadar önem vermenize rağmen apple yada samsung arızalanma ihtimali %50 olan bir telefon çıkarsaydı alır mıydınız? almazdınız ama günümüz modern evliliklerinin yada sevgililiklerin durumu bu. peki neden?

2. Günümüz insanları sosyal medya sayesinde çok büyük beklentilere sahip olmaya başladı, aynı zamanda bireyler toplumdan izole yasamaya başladı.. köy hayatında evli komşularınızın her kavgasını duyabilirdiniz, her barışmasına şahit olurdunuz fakat günümüzde yakın arkadaşımız ayrılmayı düşünüyorum dediğinde bunun olacağını öngöremiyoruz bile. çünkü gülücük saçan fotoğraflarını daha dün görmüştük internette. özel hayatlarımızı olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi sunuyoruz internette ve sosyal medyada doğal olarak kimse ilişkimizin arka planında olan gerçekleri bilmiyor.

3. Peki çok basit bir şey olan çift olma olgusu günümüzde nasıl bu kadar kaotik hale geldi. eskiden (ve ayni zamanda hala asya/afrika ülkelerinde) kim olduğumuzu biliyorduk, neye ait olduğumuzu biliyorduk, bizden neler beklendiğine emindik. kurallar, görevler ve sorumluluklar çerçevesinde yaşadığımız ilişki yerini seçenekler ve kararlar çerçevesinde şekillenen ilişkilere bıraktı.

4. Artık, ne yapmamız gerektiğine, nerede yaşamak istediğimize, mutlu olup olmadığımıza, daha mutlu olup olamayacağımıza “karar vermemiz” gerekiyor. artık mutsuz olduğumuz için değil, “daha” mutlu olabileceğimizi düşündüğümüz için ayrılıyoruz. kaç kişiyle flörtleşmemiz gerektiğini kestirmeye çalışıyoruz, hangi tipte/cinsiyette insanlarla flörtleşmemiz gerektiğini kestirmeye çalışıyoruz, flörtleştiklerimize geçmişimizin ne kadarını anlatmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyoruz. yani tercihler ve seçimlerle boğuşuyoruz. eskiden bu durum böyle değildi, çok daha basitti ve bir yandan da her karar için internetin/medyanın bize pompaladıklarıyla boğuşuyoruz. ilişkide kimin kariyeri daha önemli, sabah çocuğun kahvaltısını kim hazırlayacak, kimin seks talebi daha önemli gibi sorular ve dahası. eskiden bunların cevapları zihnimize kodlanmıştı ama artık her şeyi sorgulamak zorunda hissediyoruz. nereden bileceğim, nasıl bileceğim, hangisi doğru?

5. etrafımız “kontrol etmemizi” sağlayan şeylerle çevrelendi. vr gözlükler, telefon uygulamaları vb. hayatımızı kontrol etmeye bu kadar yakın olduğumuz bu dönem aynı zamanda ilişkilerimizdeki kontrolü en çok kaybettiğimiz dönem. kontrol etmek için çabalamak yerine yapmamız gereken “ilişkisel zekamızı” kullanmak yani iletişim kurmak.

6. Yakın zamana kadar evlenip ilk kez sevişiyorduk, artık evlenip diğerleriyle sevişmeyi bırakıyoruz. yakın zamana kadar seks çok büyük oranda üreme amaçlıydı, çok çocuk yapıp fabrikada/tarlada çalışmaları gelir kaynağımızdı ve tek amaç buydu. kadının evlilikteki görevi olarak görülüyordu, iki taraf da bundan görece memnundu ve sorgulama gereği duymuyorlardı. üretim ekonomisinden hizmet sektörüne geçişin aynısını çift ilişkilerinde yaşıyoruz artık. bugün, demokrasi ve teknoloji ile işler değişti, görev arzuya dönüştü. artık aşk yeterli değil, modumuzda olmamız gerekli, heyecanlanmamız gerekli, ilham almış olmamız gerekli ki sevişebilelim.

7.Köyde (aynı zamanda doğu ve afrika ülkelerinde halen) john ve james arasında seçim yapmamız yeterliydi. artık parmaklarımızın ucunda binlercesi var ve bu durum şu paradoksu beraberinde getirdi, hangisinin “o” olduğunu nereden bileceğim. peki “onu” bulduğumda ben de onun içi “hayatının aşkı” olduğumu nasıl anlayacağım. eğer benimle tanışınca flört uygulamalarını sildiyse iş tamamdır. işte yeni model “sadakat” sembolümüz, flört uygulamalarını silmek.

8. Peki “hayatımın aşkı/o” dediğimiz şey 100 yıl öncesi ile aynı mı, hayır. romantizm yeni dinimiz. “o” değimiz kişiye “ruh eşim” diyoruz. peki ruh eşi nedir? tanıdık gelen, bana iyi hissettiren, topluluğa girmemi sağlayan, aitlik hissettiren, bütün hissettiren vs. yani ilahi hissettirene “ruh eşim” diyoruz artık. eskiden ruh eşi tanrı demekti, artık bir insana ruh eşim diyoruz. eskiden tüm bir köyün bize hissettirebileceklerini artık tek bir kişiden bekliyoruz. iki farklı yapıdan almak istediklerimizi tek bir kişiden bekliyoruz. bu iki yapı nedir, birincisi “içten taleplerimiz” diğeri ise “yaşayan sistemlerden taleplerimiz”. o kişi hem stabil/kararlı olsun istiyoruz hem de değişime açık olsun istiyoruz. yani hem anne yakınlığını, odanın sıcaklığını istiyoruz hem de macerayı istiyoruz. hem bağlılık istiyoruz hem de özgürlük istiyoruz. maslow’un piramidinin hem altını hem de üstünü talep ediyoruz. karşımızdakinden sadece birlikte bir hayat inşa etmesini değil aynı zamanda “yeni ve daha iyi bir ben” de inşa etmesini istiyoruz.

9. 2 yıl önce bu konferansa geldiğimde benden önceki 10 konuşmanın konuları şunlardı: çevre, taşımacılık, moda, teknoloji, güvenlik, eğitim vb. tek bir iletişim paneli yapılmadı. eğitimi konuşuyoruz, deniz taşımacılığındaki son teknolojiyi konuşuyoruz ama iki çalışan arasındaki diyalogla ilgili hiçbir planımız yok. bugün tüm dünyadaki şirket girişimlerinin %65’i ilk dönemde başarısızlığa uğruyor ve tek nedeni çalışanlar arasındaki iletişimsizlik. spor takımları başarısızlığa uğruyor, nedeni iletişimsizlik. çok büyük paralar harcayıp bir holding kurabilirsiniz ama çalışanlarınızı motive etmez, değerli olduklarını göstermezseniz yavaş yavaş çöküşü izlersiniz verilerde olduğu gibi.

10. “ikili ilişkilerimizdeki kalite, hayatımızın kalitesini belirler”. ilişkileriniz hikayenizdir. kaçınız evdekilere gerçekten hak ettiği gibi davranıyor, kaçınız uzun zamandır dilemesi gereken özrü hala erteliyor. kaçınız uzaktakilere sempati gösterdiği halde, sempatik biri olmanızı sağlayanlara sıcak davranıyor?

11. Günümüz teknolojisi bizi “istikrarlı belirsiz” yaptı. aralıksız çevrimiçi olmak istiyoruz ama özgürlüğümü de çok etkilemesin diyoruz ve aynı zamanda “tam da” yalnız hissetmeyeceğim kadar çevrimiçi olayım çabasındayız. artık 1 dakika içinde seninle olan 300 mesajımı arka arkaya okuyup tüm ihtiyacımı karşılayıp zihnimi seninle doldurup ertesi dakika seni tamamen kafamdan silebilirim. işte bu “istikrarlı belirsizliktir”. görülmek istiyoruz ama yalnızca bizim istediğimiz kadar görülmek istiyoruz. fotoğraflarımız istediğimiz görüntülenme sayısına ulaşınca onları siliyoruz.

12. hiç bu kadar küçük hissettiğimiz ama büyük hissetmek istediğimiz bir dönem olmamıştı. bugün yazılan her psikoloji kitabı yalnızlıkla ilgili. ingiltere’de “yalnızlık bakanlığı” kuruldu, amerika’da yalnızlık sendromunun görülme sıklığı obezitenin (amerika’daki mevcut en büyük sağlık sorunu) görülme sıklığını geçti. ilişkilerinde huzursuz olan insanlar hayatlarının her alanında mutsuzluğa eğilimli oluyorlar.

13. son olarak, kapanıştan önce sormak istediğim tek bir şey var. kaçınızın uyumadan önce son dokunduğu şey telefonu? peki kaçınızın uyandığında ilk dokunduğu şey telefonu? peki kaçınızın yanında partneri oluyor siz bunu yaparken?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Efsane Karakter Memduh Başgan’ın Efsane Olmuş Replikleri

Chernobyl Dizisinde İzlediğimiz 10 Karakterin Gerçek Hayattaki Halleri Ve Gerçek Hayat Öyküleri